19 Kasım 2013 Salı

ÖFKENİN ŞAŞIRTAN FAYDALARI

Ruhumuz bir mutfak, malzemelerimiz hisler olsa, biz ise pek tertipli bir aşçı olsak, muhakkak hisleri iki ayrı kısma yerleştirirdik: “iyi” hisler ve “kötü” hisler. Bize böyle öğretmişler bir kere.

“Kötü” tarafa hangi hisleri dizerdik? Öfke, yas, hüsran vesaire…

“İyi” tarafa hangilerini? Sevgi, coşku, umut…

Ve bir gün canımıza tak etse, ruhumuzu paklamak için istediğimiz malzemeleri bünyemizden atmamız mümkün olsa, herhalde temizliğe “kötü” diye etiketlediğimiz kısımdan başlardık. Hiç tereddütsüz, hepsini atardık çöpe giderdi. Oh, mis gibi olurduk, değil mi?

Durun tahmin edeyim, bu fikir içinize sinmedi.

Tarifli Hisler Mutfağı

Bugün sizlere, ruhi mutfakların bu göz kandıran tertibinden ve kıymeti az bilinen bir histen söz etmek istiyorum: Öfke.

Ama bu ne dağınıklık! 

Tertibi seviyorsanız buyurunuz size kullanmanız için iki yeni etiket:  Rahatlık veren hisler ve rahatsızlık veren hisler. Bu etiketleri kullanarak hisleri birbirinden ayırmak hem onların tabiatına daha uygundur, hem de bize daha yararlıdır.

Tarifli Hisler Mutfak
Oh, tertip, nizam...

Kötü his yoktur, az tarif vardır. 

Pek çoğumuz, tam kıvamında bir hayat sürmek için “kötü” hisleri içimizden kovmayı arzu ederiz. Tadımızı hep bunlar bozuyor, diye düşünürüz. Maalesef, bazı hisleri içimizden kovmak ne mümkündür, ne de böylesi leziz veya sıhhatli olur.

Takdir edersiniz ki hisler, içimizde oyun olsun diye bulunmaz. Hayatta kalmak için, şartları biteviye değişen bir dünyada var olmak için türlü çeşit çeşnide hislere sahip olmamız icap etmiştir. Her biri manalıdır ve her birinin hem faydasını hem de zararını görmek mümkündür.

O halde müsaadenizle, “Kötü his yoktur, az tarif vardır” diyeceğim ve kötü tabir edilen hislerden öfke ile ne hoş şeyler hazırlanabildiğini sizlere hatırlatacağım.

Öfkenin Yaygın Kullanımı

Öfke ile ne yapmaktayız?

Öfke, içimizden kovmak istediğimiz, rahatsız edici bir histir. Oysa onu kovmaktansa müspet bir şekilde kullanabiliriz.

Öfkeyi umumiyetle iki türlü kullanmaktayız:

1. Kendimizi tahrip edici tariflerde, içimize ata ata… Sonra ver elini ağrılar, kötü beslenme, uykusuzluk, depresyon…

2. Biriktirip biriktirip harlı ateşte oturtarak ve hak eden etmeyen insanların üzerine sıçratarak… Sonra ver elini bağırış çığırışlar, şiddet dolu sözler ve hareketler, ayrılıklar, düşmanlıklar…

Öfkeyi Hakimiyeti

Öfkeyi hoş bir şekilde kullanmak için evvela ona hakim olmak icap eder. Peki, nasıl?

1. “Sen nereden çıktın?” deyiniz. 


Hafiye - Tarifli Hisler

Evvela öfkeyi yakından inceleyiniz. Neden çıkageldi?

Tabi ki, bu safhada türlü türlü cevabınız olacaktır. Trafik çilesi bitmiyor, maaşım yetersiz, o beni dinlemedi, şu beni dinlemedi, bizim oğlan kırık not almış… Öfkenizi tetikleyen şeyler arasında bir benzerlik var mı? Öfkenin kökünde ne var? Olaylara hak ettiğinden fazla ehemmiyet vermek mi? İşitilmemek mi? Elinizde kafi delil olmadan başkalarına kabahat bulma acelesi mi? Geçmiş kötü tecrübelerinizin bir yankısı mı?

Sonra kendinize şunu sorunuz: Aslında sorun ne? Elimden bir şey geliyor mu? Düşünce tarzımı değiştirirsem sahiden sinirlenecek bir şey kalıyor mu? Kalıyorsa sorunu çözmek için yapabileceğim en faydalı şey ne olabilir?

Öğrendiklerinize dayanarak öfke üzerindeki hakimiyetinizi arttırabilirsiniz.

2. Öfkenizi ifade etmenin başka yollarını arayınız.


Retro Boksör

Öfke illa bir şekilde kendisini göstermek ister. Ama nasıl göstereceğiniz size kalmış. Onu göstermenin tek yolu başkalarını incitmek veya kendimizi hırpalamak değildir. Öfkenizi iyi tanımak için zaman ayırırsanız onu doğru kişiye ve yapıcı bir üslupla göstermeniz kolaylaşır. Arzu ederseniz, kimsenin okumayacağı kağıtlara, açık yüreklilik ile öfkenizi boca edebilirsiniz. Bakın bakalım, şekli şemaili neye benziyor? Ya da fiziksel faaliyetlerde bulununuz. “Nasıl yani, tekme tokat dalalım mı?” diyorsanız, hayır. Bir yürüyüşe veya koşuya çıkmak ziyadesiyle iyi gelir. Tartışmadan kaçmak için değil ancak bedensel yorgunlukla deşarj olmak ve bir çözüm düşünecek olan zihninizi açmak için.

3. Teslim olmayınız. 

Öfkenin yoğunluğu fevkalade kolay dağılır. Direksiyon başındaysanız sağa çekip durunuz. Evdeyseniz mekan değişikliği yapınız. Tebdil-i mekan ile rahatlatıcı nefesler eşliğinde hızlıca buharlaşmaya başlar. Öfkenin üzerinize iyice yapışıp kontrolden çıkmasına böylece mani olabilirsiniz.

4. Başa çıkamıyorsanız yardım alınız. 

Baktınız bu öfke dereotu gibi mübarek, ne zaman hisleriniz içine karışsa en baskın tat oluyor ve başka hiçbir hissin lezzeti duyulmuyor, bir uzmandan yardım alınız. Ne öfkeyle başa çıkamadığını itiraf eden ilk insan siz olursunuz, ne de ona hakim olmak için çareler üreten ilk insan.

Acı Biber

Kızgın, kırmızı ve acı! 

Medeni insanlar olmak maksadiyle tipini pek beğenmediğimiz hislerimizi bastırmaktayız. Bastıramıyorsak, başımızı pek ağrıtmayacağını kestirdiğimiz, kolay lokma sayabileceğimiz insanların tepesine boca ettiğimiz de görülmüştür. En olmadı, başka malzemelerle süsleyerek güzelce maskeleriz. Yine de öfke, kızgın, kırmızı ve biber gibi acı tabiatıyla bu gayretimizi sık sık boşa çıkarır.

Öfke, illa ki gösterilmesi ayıp, mantığa uymaz ve ağza alınamaz bir şey olmaya mecbur değildir. Kontrol edilebilen bir öfkenin faydaları da vardır.

1. Motivasyon mu lazım?

Öfke ve Motivasyon

Gaza gelmek icap ettiğinde öfke, sizi gideceğiniz hedefe hızlıca götürebilecek itici kuvveti sağlar. Engeller karşısında yılmamanız için size gayenizi hatırlatmakta üstüne yoktur. Öfkeyi yakıta dönüştürdüğünüz bir mekanizma kurarsanız kudret hissi elde edersiniz. Her gün sayısız insan bunda muvaffak olmaktadır.

2. İyimserlik yerinde mi? 


Öfke Kontrolü

İyimserlik ve öfkenin bir alakası var. Kulağa biraz tuhaf geliyor muhtemelen. Yine de bir düşünün. Sizi çaresiz düşüren bir felaket karşısında sindiren bir korku değil de öfke duyuyorsanız başınıza ondan beter şeyler geleceğine peşinen inanmaya daha az meyillisiniz demektir. Bazen öfke, cesaret ve iyimserliğin yerli yerinde durduğunun bir işaretidir. Belirsizliklerle dolu zamanlarda bize, şartları değiştirecek güce halen sahip olduğumuzu hissettirir. Felaket karşısında korku hissedenlere kıyasla daha gerçekçi risk tahlilleri yapmamıza imkan verir. Yeter ki gözümüzü kör edecek dozda olmasın.

3. İlişkilerde öfkeyi ifade edebilmek...

Size bir yanlış yapıldığında uğradığınız adaletsizliği ifade etmenin en tabi yollarından biri de öfke ile tepki vermektir. Ne var ki toplum, bunu sakıncalı görmekte ve saklamamızı tavsiye etmektedir. Peki, yakın ilişkilerimizden ne haber?

Öfkeyi İfade Etmek

Yakınlık içinde olduğunuz birinden öfkenizi saklamanın zararlı olduğuna şüphe yok. İşlenen kabahati ve onunla uyanan hislerinizi muhakkak yakınınıza bildirmek lazım. Yoksa aynı şeyi yapıp durabilir. Buna mani olmak için öfkeyi mazur görülebilir bir ısıda servis ediniz. Ayrıca öfkeyi, adaleti bozan soruna bir çözüm fikri ile beraberce sunarsanız ortalığı boş yere onun gıcık kokusu ile sarmamış olursunuz. Yakınınız, öfkenizden bir yudum tadıp da çözümünüzü tarttığında sizinle ortak bir zeminde buluşmaya daha gönüllü olacaktır. Üstelik açık sözlü davranışınız ilişkinizi sağlamlaştırır.

4. Öfke bir aynadır. 


Bir Ayna Olarak Öfke

Şayet öfkeye iyice bir bakarsak bize kendimizi aksettirir. Öfkesini iyi tanıyan insan kendisini de daha iyi tanır. Öfkesinin içinde kendi payının ne olduğunu görür, adalet anlayışını ve hayata bakışını sorgulama şansına kavuşur.

5. Yerinde öfke, şiddeti azaltır. 


Vintage Angry Birds
Aşırı öfkeden şişmiş bir takım kuşlar

Öfke deyince aklımıza şiddet de geliyor ancak bazen öfkenin şiddete gerek bırakmadığı da görülmemiş şey değildir. Zira öfke, çözülmesi gereken bir mesele olduğuna dair bir alamettir. Burada öfkenin nasıl gösterildiği ve onu okuyan tarafın ne anladığı fevkalade mühim elbette.

Öfkenin şiddeti azaltmak için bir vasıta olabildiği aklınıza yatmadıysa insanların adaletsizlikler karşısında seslerini asla yükseltemediği bir dünya hayal ediniz. Öyle bir dünyada, ani ve şiddet dolu bir isyan yaşansa buna şaşar mıydınız? Aklınıza buna örnek teşkil edebilecek bir hadise geliyor mu?

Kendimizi bastırılmış öfke ile dolma gibi doldurursak şiddete daha meyilli oluruz. Üstelik, öfkemiz içimizde biriktikçe melankoliye kapılır, bedensel rahatsızlıklara tutulur ve iletişim kurmakta güçlük çekeriz.

6. Ustasının elinde bir taktiğe dönüşen öfke… 

Öfkenin tam hakimiyetle kullanıldığında bir pazarlık taktiği olduğuna dair deliller de mevcuttur. Ancak bu kulağa geldiğinden çok daha çetrefilli bir iştir. Kendinizi kaybedip de arzu ettiğiniz her şeyi elde etmeyi umamazsınız.

Haklı bir öfkenin ve ona hakim bir insana vereceği kudretin, pazarlıkta iyi netice getirmesi için herhalde karşı tarafın tercihlerinin sınırlı olması icap eder. Ya da birilerinin öfkeli kişinin güçlü ve haklı kişi olduğuna itimat etmesi.

Dünya çapında düşünecek olursak, öfkenin kültürel manada iyiye doğru değişimlere yol açtığı da görülmüştür. Tarihte, öfkeli kalabalıkların insan hakları hususundaki duyarlılığı arttırmakta muvaffak olduğu örnekler bulabiliriz.

İlginç Bir Protesto

Başka hiçbir çıkar yol kalmadığında, öfkenin yeri ve zamanı gelmiş olabilir mi?

Öfke, nerede, ne zaman?

Öfke! Siz de pek çoklarımız gibiyseniz herhalde son 24 saat içinde onu tattınız ya da geçtiğimiz ay içerisinde onunla ilgili yüzlerce cümle işittiniz. Hayatımızda öfkenin hatırı sayılır bir rolü bulunur ve ondan kaçış yoktur.

Öfkeye hakim olduğunuzda kazançlı çıkacağınıza ikna olduysanız, öfkenizi daha yakından tanımak için kolları sıvayabilir ve onu dozunda kullanmak, daha iyi kontrol etmek için çalışabilirsiniz.

Yapıcı bir öfke için uygun şartların mevcut olduğundan emin olunuz: 

1. Öfkenin muhatabı ona yol açan kişi ise…

2. Öfke mazur görülecek bir ısıda ve kabahate uygun miktarda ise…

3. İfade edilmesindeki tek maksat gaz atmak değil bir sorunu çözmek için ilk adımı atmak ise…

…Öfkenin de kendine göre faydaları vardır.

Saklanan Öfke
Öfkemi öyle bir saklamışım ki lazım olduğunda bulamıyorum. 

Bu öfkeyi sarımsaklasak da mı saklasak? 

Sesimizi duyurmak için çok daha yapıcı metotlar olduğu su götürmez, ancak öfkeli bir ifadenin muhatabını uyandıran, onu daha iyi bir dinleyici yapan ve soruna dikkatini çeken bir yanı olduğu da kesin. Öfke, yapıcı bir temelde kullanılırsa istenmeyen his ifadelerinden veya koyu bir iç sıkıntısından ibaret kalmaz.

“Öfkemi saklasam mı saklamasam mı?” diye sormaktansa “Sorunu çözmek için ne yapabilirim? Öfkemi nasıl ifade etmeliyim? Nasıl kullanmalıyım?” gibi sorular daha hoş neticeler verir.

Şaşırtan Faydalar

Hislerin dünyası, bizi şaşırtan sürprizlerle doludur. Bir hissi “kötü” diye etiketleyip rafa kaldırmadan evvel bir düşünelim. Misal, mutluluk daima iyi, öfke daima kötü müdür? Mutsuz hisseden biri hataları tespit etmekte marifet gösterebilir. Öfke, motivasyon için bir yakıt olabilmektedir. Zaman zaman kendimize hatırlatmakta fayda var: En ürkütücü ve tehlikeli kabul edilen hisleri dahi lehimize kullanabiliriz. Yeter ki gayemiz doğru olsun ve hayatı ezbere değil, düşünerek yaşayalım. Sizce de öyle değil mi?

Afiyet ve sıhhatle kalınız efendim.

**

Çılgın Teyzeniz Paluze Pekmez Facebook ve Twitter’da da sizlerle!  


13 Kasım 2013 Çarşamba

ŞİŞMANLIK LAKIRDISINA SON!

Selam olsun kilosunu kendine dert etmiş herkese!

Sizlere domatesi, biberi, patlıcanı değil, hisleri pişirip taşırdığımız ve bazen de ölçüyü kaçırdığımız Tarifli Hisler mutfağından sesleniyorum. Bugünkü yazımızın konusu şişmanlık lakırdısı ve devaları.

Şişmanlık lakırdısının sağlıksız bir kiloda olup olmadığınızla neredeyse hiç ilgisi yok. Sıhhatiniz ve kaç beden giydiğiniz onu ilgilendirmiyor. Çeşitli düşünceler ve hisler vasıtasıyla insanın içini şişirmekte ve hayatı tatsız hale getirmekte. Biz farkında olmadan sağlıksız davranışlarımızı tetikliyor. Hayatımızın hemen her alanında üstümüze bir ağırlık çökmesine sebep oluyor. Aşırı yemeye, egzersizden kaçınmaya ve zehirli münasebetlere rıza göstermeye meylimizi arttırıyor.

Şişmanlık Lakırdısına Son - Tarifli Hisler
Sıhhat, daha çok sıhhat! 

Amerikalıların son zamanlarda adını koyduğu bir konuşma şekli: Fat Talk. Kendi tercümem ile şişmanlık lakırdısı dediğim bu davranış, suçluluk ve değersizlik hissi bakımından oldukça zengin bir yapıda görünüyor.

Şişmanlık Lakırdısı Nasıl Yapılır? 

Kilonuzdan memnuniyetsizliğinizi bedeninizi hor görerek yüksek sesle kaynatınız.

 “Yine şiştim! Şu parmaklarıma bak, dolma gibi!”

 “Hiç de bile, ellerin çok güzel. Bana baksana, ne yesem kalçaya gidiyor!”

Farkında bile değilim…

Bu tarz konuşmalarla ve düşüncelerle dolu olduğunuzu fark etmeyebilirsiniz. Ama aileniz ve çevrenizdekiler sizi işitiyor. Sözleriniz onların da ruhuna, hislerine ve sıhhatlerine kötü geliyor olabilir. Şişmanlık lakırdısı sınır tanımaz. Bir bakmışsınız işinize, şahsiyetinize, bedeninize ve çevrenize zarar vermiş.

Şişmanlık Lakırdısına Karşı Tedbirler:

1. Şişmanlık lakırdısı kanaatlerden doğuyor ve sonra da doğduğu kanaatleri besliyor. Bu bir devridaim. İlk tedbirimiz, bir kelime avına çıkmak. Kelime avı için gerekenler, ağzınız ve onun ne dediğini işiten kulaklar. Size fena tesir edecek kelimelerinizi yakalayıveriniz ve cümleyi baştan kurmayı deneyiniz. Gerçeğe uygun ve lehte kelimelerle yeni cümleler kurarsanız zihniniz söz dinleyecek, ona uygun kanaatler üretecek.

2. Bedeninizi başkaları ile kıyas etmeyiniz. Onunla yapabildiklerinizi takdir ediniz.

Tarihi Yürüme Bandı

3. Baktınız şişmanlık lakırdısı kapıyı çalıyor, evde yokmuş gibi yapınız. İlk fırsatta keyifli bir yürüyüşe çıkarak veya işinize gücünüze bakarak onu kapıda ağaç ediniz.

4. Arkadaşlarınızın önünde ve bilhassa ama bilhassa çocukların önünde kendinizi kötülediğiniz bu tip lakırdılar etmeyiniz.

İyi diyorsun, hoş diyorsun da…

Sus İşareti

Ağzım sussa içim susmaz diye düşünüyor olabilirsiniz. Ya da belki “Ben sussam başkaları susmaz” diye dertlendiniz. Ah, bilmez miyim… Peki, böyle bir durumda ne yapılabilir?

Baştan ele almak… 

Hayattaki tecrübelerimiz, başımıza gelen şeylerden ibaret değildir, bizim dikkatimizi neye verdiğimiz ile ilgilidir. Bize hayatı kafi ölçüde öğrettiler, aferin herkese. Ama hayat hakkında, daima başkalarının öğrettikleri ve söyledikleri ile yetinirsek saate bağlı yaşayan bir guguk kuşu ne kadar renkli yaşıyorsa ancak o kadar renkli yaşarız. Dikkatimizi sadece bize eskiden beri aşılanan fikirlere verirsek tekrar, tekrar ve tekrar aynı şeyleri tecrübe ederiz. Bunun yerine, “yeni” düşününüz. Bakalım siz mi tecrübelerinizi şekillendireceksiniz, tecrübeleriniz mi sizi?

Farkında olmanın farkı… 

Farkında olmak nedir? Efendim farkında olmak ego sizi her dürttüğünde haydi hoppa dememektir.

Ego, dış dünyanın üzerimizde tam bir hakimiyeti olduğunu söyler. Üstümüze atılan “madem öyle”lere birer “işte böyle” fırlatmamız için cephanemizi dolu tutar. Çaresizlik ve kurbanlık hislerini beslercesine “Ya ne yapsaydım?” der durur.  Arada da bizi “Sen kendini ne zannediyorsun? Ağır ol bakalım, boş hayaller kurma.” gibi sözlerle hizaya sokar.

Retro Korse
Nefes alabiliyormuşum gibi çek panpa.

Böylece bizi dünyadan ayırır ve hayatta kalmamızı, kendimizi korumamızı güya kolaylaştırır. Esasen yaptığı en temel iş, biz dış tesirler karşısında duvarlar örerken ürettiğimiz korkuları, kıskançlıkları ve hıncı içeride çıtır çıtır yemektir efendim.

Şimdi böyle tarif edince biraz şey gibi oldu ama aslen egonun tek başına hiçbir kudreti bulunmaz. Biz ne sebep meydana getirirsek onun sonucuna göre hareket eder.

Hani bazen egodan kurtulmak falan diyorlar ya… İtirazım var! Ego her mutfakta mutlaka bulunması icap eden bir malzemedir. Neden onu pencereden atacakmışız? Bunun yerine, pis pis konuşmaya başladığında dikkatimizi ondan alıp başka yere toplasak ya?

Bunu yapmak için geçenlerde bir yol öğrendim. Korkular, suçluluk hissi gibi tatsız duygular kabardığında onları dikkatle izliyorum. İzleyen göz olmayı onlarla beraberce pişmeye tercih ediyorum. Arada ben de tencereye düşüyorum gerçi. O kadar olur, acemilik. Neticede, o bulamaca yapışıp kalmıyorum. İzliyorum ve öğreniyorum. Sonra da öğrendiklerim ışığında, başımı başka yöne çeviriyorum ve sonuç vermesini istediğim düşünceler ile haşır neşir oluyorum. Şu ana dek iyi netice aldım. Tavsiye ederim, haydi hayırlısı…

Suçluluk Hissi: 

Suçluluk hissinin bahsedeceğim türü, içinizden gizli gizli şişmanlık lakırdısı ettiğinizde meydana çıkar. Çevrenizin yarattığı ulaşılmaz ve mükemmeliyetçi kriterlere uygun olmadığınız için kendinizi ayıplamanızla elde edilir. İnsan öyle enteresandır ki başkasına gösterdiği nezaket ve anlayışı çoğu zaman kendine göstermez. Vücudu hakkında ağza alınmayacak sertlikte tenkitlerde bulunur.

Belki şimdi bazınız der ki: “Ama biraz suçluluk iyidir. Kendimizi pamuklara saralım da oburluk mu edelim?” Şayet suçluluk hayırlı bir nane olsa idi bizi üretken yapar, hayatımıza bereket ve mutluluk katardı. Bakın bakalım, öyle bir marifeti hiç göstermiş mi?

Beyaz Dizi
O son bisküviyi yemeyecektim Cemil! 

Yemek yüzünden sık sık suçluluk hissediyor musunuz? Bu, sizi kısır ve azap verici bir çembere hapsetmiş olabilir mi?  Suçluluk ve kendini ayıplama, insanın özgüvenini harap etmesine hizmet eder. İşte bütün marifeti budur.  Bir zaman kaybıdır ve onu hissederek harcadığınız zamanda yapabileceğiniz diğer faydalı işlere mani olur.

Vallahi bırakıyorum! 

Suçluluğun önüne geçmek kelime avına çıkmaktan daha çetindir. Zira kendisi sinsi sinsi içeride gezer. Yarısını yakalayıp yarısını kaçırsanız bile fevkalade ferahlarsınız. Bunu düşünerek cesaret toplayınız.

Bir tatlı yediniz diye obez olmazsınız.

Karnınızın çok acıkmış olması günah değildir.

Keyifli bir akşam yemeği geçirdiğiniz için kötü biri değilsiniz.

Şişmanlık Lakırdısına Deva Önerileri:  

1. Merhaba, ben 38 beden. 


Retro Rozet - Tarifli Hisler

Dış yüzünüz, neden şahsınızın büyük bir parçası olsun? Biri ile tanışınca, “Merhaba, ben Falanca.” demek yerine, “Merhaba, far rengim büyülü morcivert ve şu kadar kiloyum!” der misiniz? Kendinizi sadece dışınız ile tarif etmeyiniz. Dikkatinizi daha ziyade içinizdekilere çevirmekte fayda vardır. Huylarımız mevzubahis olduğunda kendimizi pek hoş tarif ederiz. “Ben iyi bir arkadaşım” deriz, “Çalışkanım, anlayışlıyım, espriliyim…” Keyfiniz biraz yerine gelince başkalarına da iltifatlar saçınız. “Teşekkürler, çok yardımın dokundu.” “Ne kadar düşüncelisin.” Yüzler aydınlandıkça siz de ışıl ışıl olursunuz.

2. “Seni yakaladım! Şimdi sakin ol ve o şişmanlık lakırdısını yere bırak dostum!”

Kadınlar arasında bağ kurmak için şişmanlık lakırdısını kullanmaktan bıktıysanız tavır değişikliğinizi arkadaşlarınızla paylaşınız. Onların da aklına yattıysa, dış görünüşünüzü hor gören kelimeleri sohbetlerinizden çıkarmak için yardımlaşınız.

Mağazaların deneme kabinleri önünde beş dakika dikilmek bile insanın ruhunu öldürür. Hele ki iki arkadaş kabinler arasından birbirleri ile laflıyorsa. Yahu, biz kadınlar kendimizi ne feci tarif ediyoruz.

Birinci Arkadaş: “Öfff, yine şu basenlerim yüzünden hiçbir pantolon olmuyor! Kendimden bıktım!”

İkinci arkadaş: “Ya sorma, benim de her denediğimin paçaları uzun geldi. Ya çok kısayım ya da şişko!”

İşte bulaşıcı bir şişmanlık lakırdısı ile yakınlık kuran kadınlar. Aynada kendilerini pek çirkin görmeyi becerdiler. Artık buradan çıkıp arzu ettikleri bir yeme bozukluğuna doğru koşabilirler.

Acaba vücutları hakkında sahiden söyledikleri gibi mi hissediyorlar? Yoksa kendilerinden beklenenin bu olduğunu düşünüyor ve hoşlarına gitmese de bunu yapıyorlar mı?

Kendine güveni yerinde kadınlara karşı tutumumuz umumiyetle tuhaftır. Bilhassa bu güvenleri bedenleri ile alakalı ise. Pek çoklarımız onların küstah olduğunu zannetme hatasına düşeriz.

Erkekler de kendi aralarında yeterince iri veya kaslı olmamak hakkında konuşarak, şişmanlık lakırdısından geri kalmayan, kendini hor görücü sözler sarf etmekteler. Bir siz eksiktiniz.

Biscolata Erkeğinin Atası
Bir Biskolata Erkeğinin Atası

Birinci Kız: “Şu pastayı niye yedim ya? Fil gibiyim!”

Tercümesi: Teselli edilmek istiyorum, kabul görmeye ve bir iltifata ihtiyacım var. 

İkinci Kız: “Saçmalama, senin kilon iyi. Esas sen benim şu göbeğime bak!”

Tercümesi: Seninle denk noktalarda duruyoruz. Seni evetleyecek dost benim.  Kendimi dövmek pahasına… 

Bu diyalog size tanıdık geldi mi? Yani, ne desin ikinci kız? Ay valla sana geçmiş olsun, ayva göbeğimin güzelliğine azıcık bak da moralin düzelsin mi desin?

Bir dahaki sefere kendinizi hoş kelimelerle tarif etmek için anlaşınız veya konuşmanın gidişatını değiştirebilirsiniz.

Az önce bahsettiğim, deneme kabinlerinde laflayan o arkadaşlara seslenmek istiyorum: Denediğiniz pantolonlar sizi tanımıyor yavrularım. Tanısalar şüphem yok ki sevecekler. Siz onlara uymaya mecbur değilsiniz. Ama pantolonlar size uymalıdır.

3. İçimizdeki Çocuk: 


Çikolata Aşkı

Vücudunuz hakkınızda söylediğiniz fena sözleri sevdiğiniz birine veya bir çocuğa söyler misiniz? Kendi çocukluk halinizi düşününüz, diyelim karşınızda duruyor. Size içtenlikle sarılıp masum gözleriyle bakıyor. Ya da dişleri eksik ağzıyla tatlı tatlı gülüyor. Onun bu tip lakırdılara ihtiyacı var mı? Ona saçlarının yeterince parlak olmadığını, dişlerindeki gediklerden utanması gerektiğini, ellerinin yeterince zarif olmadığını söyler misiniz? Elbette yapmazsınız, bu canavarlık! Üstelik çocuk bu sözlere inanırsa bir trajedi olur. O zaman neden kendinize de aynı şefkati göstermeyesiniz?

İç sesinizin zalimce çıktığını fark ettiğinizde gözlerinizi yumup içinizdeki çocuğu görene dek bekleyiniz. O sizin her söylediğinizi duyuyor. Hangi düşüncelerinize önem vermesini istersiniz? Sözünüzü dinlemek için can atıyor. Hangi sözlerinizi dinlemesini istersiniz? Sizce o, nasıl bir hayata layık?

İşte bizlere düşünecek bir şey daha.

Afiyet ve sıhhatle kalınız efendim.

**

Çılgın Teyzeniz Paluze Pekmez Facebook ve Twitter’da da sizlerle!  

8 Kasım 2013 Cuma

PEK NAZLI KEDİLERİN EL KİTABI

Minnoş bir kedisin. İnsana daha çok nazın geçsin istiyorsun. Ama nasıl?

Siyam Kedileri
Kulağımız sende...

İşte kediler için birbirinden etkili yedi naz yöntemi:

1. Daha çok kucak


Pek Nazlı Kedilerin El Kitabı - Tarifli Hisler
Sınırsız kucak hayal değil. 

Beden dili: İnsanın hizasında bir yere tırman, uslu otur. Dudaklarını büzüp göz teması kurana dek dik dik bak. Şaşırmış görün.

Miyavlama şekli: Mrrronavkmırravk…

Anlamı: Hiç kucağa almıyorsun beni ya...

(Daha 10 dk. önce kucaktaydın)

2. Daha çeşitli mama


Hipnozcu Kedi
Hipnozcu Kedi

Beden dili: İnsan mutfağa girince peşinden gir, heyecan göster. Beklenti içinde döne döne gözlerine bak. Seni dışarı yollar. Umudunu kaybetme.

Miyavlama şekli: Miyeev Miyeeev! Mewmew?

Anlamı: Hindilisinden mi vereceksin?

(Mama kabın zaten dolu)

3. Daha çok oyun


Kalemler ve Kediler

Beden dili: İnsan bir işe yoğunlaştığında ona yaklaş. Başını yana yatırıp tırnaksız pati ile koluna vur. Tepki vermezse sataş. Yine tepki vermezse yanında sırt üstü yatıp debelen. Oyuncağını uzak bir yere atıp seni savuşturursa kaprisli hareketlerle fırlayıp git. Oyuncağını ısırıp bir süre tepin. Ama mutlaka insana geri dön ve aynı adımları tekrarla.

Miyavlama şekli: Miyyeah! Mrrk! Miyyeah!

Anlamı: Savaşçı kedi nidasııı!

(Keşke sana arkadaş bir kedi daha alsaydı)

Damdaki Yavru Kediler

4. Daha temiz kum

Beden dili: Kum kabın tazelendiğinde heyecan göster. İçine girip harıl harıl eşelen, eski eserlerini ara. Çıkınca enerjik bir şekilde sağa sola koş. Koşmak araç değil amaçtır. Temiz bir kuma tuvalet yapmanın zevkini ertele. Sonra dönüp yaparsın.

Miyavlama şekli:  Brriu! Brrik!

Anlamı: Koşayım. Kuma girip çıkayım. Şuraya da koşayım.

(Az daha koş)

Beden dili: Zamanı geldiği halde kumun değiştirilmiyorsa, insanın senin tecrübeni yaşamasına izin ver. Kumdan çıkınca hızla yanına git ve patilerini üstüne sürüp kaç. Sonra yalanırsın.

Miyavlama şekli: Yok.

Anlamı: Kum çok güzel, gelsene…

(İnsan harekete geçti)

5. Daha çok av


Pek Nazlı Kedilerin El Kitabı - Tarifli Hisler
Bu şarkı bana yar olmayan kara sineğe gelsin! 

Beden dili: Gözünü ava dik (Tavandaki sinek). Pusu kurmuş gibi ama kuramamış gibi dur. Av çok ulaşılmaz bir noktadaysa söylen.

Miyavlama şekli: Mekek… mekekeke…

Anlamı: Heyecandan şey oldum. N’olur menzilime girsin n’olur…

(Menziline girmeyecek)

6. Daha çok sevgi


Bebek ve Kedi

Beden dili: İnsanın kucağına başını yaslayıp gözlerine melül melül bak. Patini sündürüp nazikçe ona uzat. İstediğin gibi seviyorsa gözlerini yum. İstediğin gibi sevmiyorsa gözlerini belert.

Miyavlama şekli: Miyavlama yok. Torlamak, gurlamak var. Ama daha etkili bir masaj için başını geri atıp yanık yanık miyavlayabilirsin.

Anlamı: Yanaklarımı kaşı tatlım.

(Tırnaklarını içeri çek)

7. Daha çok şefkat


Kız ve Kedi - Eski Bir Fotoğraf

Beden dili: İnsan rahat bir şekilde uzanırken yanına git. Onu patilerinle güzelce yoğur. Sonra, üstüne yatıp kendini temizle. Arada ona da bir iki dil at da paklansın garip, sevaptır.

Anlamı: Sana anne diyebilir miyim?

(Gönül kimi severse anne odur. Erkek insan olur, dişi insan olur… Evin diğer kedileri, köpeği vs. de anne olabilir.)

Daha neler neler… 


Mezun Kedi
Naz okulundan mezun olmuş bir kedi!

Her kedi nevi şahsına münhasırdır.

Naz okulundan başarıyla mezun olmuş ve bambaşka metotları olan bir kedi misin? O halde, haydi bu el kitabına yeni maddeler ekle ve bildiklerini diğer kedilerle paylaş!

Sevgiyle kal minnoşko!

**

Çılgın Teyzeniz Paluze Pekmez Facebook ve Twitter’da da sizlerle!  


7 Kasım 2013 Perşembe

EKŞİLİ FACEBOOK ÇORBASI

Facebook Destanı
Büyütmek için tıklayınız!

Yaa, yaa... İşte birazdan okuyacağınız tarifin hikayesi böyledir, sevgili yavrularım. Artık, ister inanınız, ister inanmayınız. Şimdi, gelelim bu destansı çorbanın tarifine...

Ekşili Facebook Çorbası Tarifi: 

Facebook ekşisi nedir derseniz, herkes şakalı komikli yorumlar yaparken “bir yorum da ben yapayım” deyip o keyifli sohbeti dağıtan kişi olmaktır derim.

Facebook ekşisi daha daha nedir derseniz, arkadaş listenizde yıllardır görüşmediğiniz birinin her resminizin altına aşırı samimiymişsiniz gibi yorumlar yazmasıdır derim.

Facebook ekşisi, bilgisayar başında tatlı tatlı zaman geçirirken keyfinize sıkılan bir limon gibidir ve bu ekşinin tadını hepimiz gayet iyi biliriz!

Efendim, yaklaşık bir kilo Facebook faaliyetinden elli gram kadar Facebook ekşisi elde edilir. Bunun için tek yapmanız gereken Facebook’u faal bir şekilde kullanmak, bir de bazı sakarlıklar yaparak işleri çorba etmektir. Soğuk veya sıcak olarak hazırlanabilir.

İşlemler: 

1. Komik bir durum güncellemesi yapınız ancak kimse “beğen”mesin.

Üzgün Palyaço

2. Birinin aykırı bir durum güncellemesini “beğen”iniz. Ama sonra başka kimse beğenmediği için tuhaf duruma düşünüz.

3. Bir duruma yorum yazınız ve cevap geleceğinden emin olunuz. Cevap gelmesin.

4. İzlemeyi heyecanla beklediğiniz bir filmin kilit noktasını, arkadaşınızın durum güncellemesinde okuyunuz.

Facebook Spoiler
N'ayır!

5. Alfabetik sıra izleyerek tüm tanımadığı kadınlara sulanan Facebook sapıklarından ısrarcı mesajlar alınız. Bu mesajlar, ona cevap vermediğiniz için hakarete uğramanızla sona ersin.

6. Aslen görüşmek istemediğiniz bir arkadaşınızdan mesaj alınız ve okuyunuz. Cevap vermek istemeseniz dahi mesajı gördüğünüz ona bildirilir. Nezaketen cevap yazmaya mecbur kalınız.

7. Gizemli ve hüzünlü bir durum güncellemesi ile dikkat çekmeye çalışan arkadaşınıza “neyin var” diye sorma hatasına düşünüz.

Facebook Tripleri
Üff bu konuda hiç konuşamayacağım şimdi. 

8. Girişimci bir arkadaşınızın sizi reklam bombardımanına tutmasına direniniz.

9. Profil resmini çocuk fotosu yapmış bir tanıdığınızın müstehcen imalar içeren durum güncellemelerini, o masum yavrunun resminin yanında okumaya mecbur kalınız.

Bebek fotolu profiller
Ya profil fotonu değiştir ya da sevimli ol.

10. Hayatındaki her şeyi filtresiz bir şekilde paylaşan bir tanıdığınız hakkında, hiç bilmek istemeyeceğiniz detaylara maruz kalınız.

11. Bir arkadaşınız, paylaşımlarını yeterince “beğen”mediğiniz ve onlara yeterince yorum yapmadığınız için size sitem etsin.

Isıyı arttıralım: 

12. Eski sevgilinizin Facebook profilini çılgıncasına ve gizlice ziyaret ediniz. Hatta, sürekli o sayfayı tıklamamak için profilini bir başka sekmede hep açık tutunuz. Arada bir sayfayı yenileyiniz.

Facebook Stalker
Eski sevgilim manita yapamamış!

13. Facebook’u yeni kullanmaya başlayan bir tanıdığınızın özel konuşmalarınızı, herkesin görebileceği şekilde duvarınıza yazdığını görünüz.

14. Birini yanlışlıkla bir toplu mesaja veya etkinliğe ekleyiniz.

Eyvah
Oh, yo!

15. Yanlış kişiye “selaaam tatlııım” diyerek bir Facebook sohbeti başlatınız.

16. En ciddi ve düzgün görünmeniz gereken anda yazım hataları ile dolu bir paylaşım yapınız. Bunu kafaya takınız.

17. Biri çok çirkin bir fotoğrafınızda sizi etiketlesin. Uyuz biri gibi görünmemek için, ondan etiketi kaldırmasını isteyemeyiniz.

Facebook Gafları
!!!

18. Bir akrabanızın ya da patronunuzun arkadaş listenizde olduğunu unutunuz ve onun kınayacağı bir şey paylaşmış bulununuz.

19. Bir asparagas haberle gaza geliniz ve onu herkesle paylaşınız. Haberin yalan olduğu meydana çıkınca her duyduğuna inanan insan konumuna düşünüz.

Facebook Gafları

20. Bir arkadaşınızın deli dolu bir eğlencedeki fotoğraflarınızı etiketlemesi ile aslında nerede olduğunuz meydana çıksın ve sevgilinize yakalanınız.

21. İnternet bağlantınızın kesilmesi ile beraber Facebook’suz yaşayamadığınızı ve bağımlısı olduğunuzu anlayınız.

Retro Facebook
Ah Facebook...

Bol ekşili bir Facebook çorbası hazırlamanın değil yirmi bir, bin bir yolu vardır muhakkak.

O halde söyleyiniz: o ekşi lezzeti tattığınız anlar içinden bu çorbaya eklemek isteyecekleriniz var mı?

Afiyet ve sıhhatle kalınız efendim.

**

Çılgın Teyzeniz Paluze Pekmez Facebook ve Twitter’da da sizlerle!  

2 Kasım 2013 Cumartesi

GÜVENİLİRLİK TARİFİ

Efendim, itimat edilecek bir disiplin onda, istikrar onda, kabiliyet onda… Yine de bunlar ona hakiki bir güven duymanıza kâfi gelmiyor. Acaba neden?

Şömine Keyfi
Kankalarla şömine keyfi!

Çünkü, güvenilir olmanın diğer elzem malzemeleri doğru dürüstlük ve iyi niyettir. Sizce de öyle değil mi?

Bu yazımda, leziz bir güvenilirlik tarifi ve ona ilaveten güvenilir olmakla alakalı bir mini test bulacaksınız. Keyifli okumalar…

Malzemelerimizi tanıyalım: 

İyi niyet, umumiyetle boş bulunmak zannedilen bir malzemedir. Doğru dürüstlük ise daha ziyade kırıcı bir dobralık ile karıştırılmaktadır. Bu karışıklığa mahal vermemek için malzemelerimizi biraz daha yakından tanıyalım.

Güvenilir biri şu malzemeleri ustaca kullanmaktadır:

Ümit: Bir insanın güvenilir olmasını ümit etmiyorsak ona güvenmek için zahmet etmeyiz. Güvenilir insan, sizde bir ümit uyandırır.

Kabiliyet: Güveninizi boşa çıkarmamak onun kabiliyeti dâhilindedir ve bu kabiliyetlerden faydalanmanızı sağlar.

Doğru dürüstlük: Size göre sicili temizdir, size karşı dürüsttür, size karşı adildir. (Başkalarına karşı da öyleyse fevkalade!)

İyi niyet: Açık yüreklidir, uyuşan ve uyuşmayan fikirlerinize kıymet verir, hâkimiyeti sizinle paylaşır, şeffaftır.

Yakınlık: Sizinle bağ kurmak için gayret eder.

Açık iletişim: Siz de ona karşı açık ve dürüst olabilirsiniz. Farklarınıza ve benzerliklerinize saygı duyarak onlardan güç alır.

Ortaklık: Güveni ortak değerleriniz üzerine bina eder.

Kovboy Kız
Sicilim tertemiz bi kere! 

Gelelim bu malzemeleri kullanarak uygulanan güvenilirlik tarifine…

İşlemler: 

Başlamadan evvel: Kalpleri ümitle ısıtınız. Bunu başarmak için istikrarlı ve tahmin edilebilir bir seyir izleyiniz. Sözlerinizle hareketleriniz ahenk gösterdiğinde ümidi meydana çıkarırsınız. Yeterli ısıya ulaşana dek yapacağınızı söyleyiniz, söylediğinizi yapınız ve yaptığınızı gösteriniz. Tarif boyunca bu ısıyı korumanız icap etmektedir. Bu yüzden, üstünüze düşen vazifeler için çabalayarak ümidi canlı tutunuz.

Cilalayınız ve bileyiniz: Güveni boşa çıkarmayacak kabiliyetlerinizi bileyiniz ve cilalayınız. Onları tekrar tekrar ve uzun müddet kullanacağınızı hatırınızdan çıkarmayınız. Gerekirse, daha iyi kabiliyetler edinmekten çekinmeyiniz.

Harmanlayınız: Kabiliyetler yardımı ile doğru dürüstlükleri harmanlayarak güvenin harcını hazır ediniz. Doğru dürüstlüğü, adalet hissini ayıklamadan kullanınız. Adaleti bol ve kabahati az oldu ise sadece bu karışım bile sofraya götürmeye müsaittir. Ama biz onu harç olarak kullanacağız.

Bekletiniz: İyi niyetleri öğütülmüş olarak değil, bütün halinde temin ediniz. Zira çeşni değil, ana malzemedir. Elle tutulur hale gelmeleri için açık bir iletişim içinde yeterli müddet dinlendirilmeleri icap eder. Dinlenirken saldığı koyu renkli suyu dökünüz. Bu suda belli miktarda gizli saklı hesaplar, kibir, zorbalık ve benzeri tatsız şeyler bulunur ve onları süzmek iyi niyetin kalitesini arttırır. İyi niyetler, iletişim içinde yeterince terbiye olunca izlenebilir bir şeffaflığa erişir.

Yumuşatınız: Yakınlığı ılıtınız ve başkalarının ihtiyaçlarına, ilgi alanlarına ve arzu ettiklerine hassasiyet göstererek iyi niyetler üzerinde gezdiriniz. Böylece, ortaya hoş bir rayiha çıkar ve yumuşak ancak dayanıklı bir kıvam elde edilir.

Arkadaşlar - Tarifli Hisler
Sırtına basarak yükselebilir miyim cınım? 

Malzemeleri hedefe doğru dizmek… 

Ezmeyiniz: Malzemelerin en altına, başkalarının hedefinize hizmet edecek arzularını koyarsanız yükselişiniz için gerekli zemini teşkil edebilir. Ne var ki bu metot kolay olmakla beraber fevkalade tatsız bir netice verir. Siz hedefinize doğru üst üste katlar çıktıkça başkalarının arzularını ezmiş olursunuz. Zamanla bina ettiğiniz her şey eğri büğrü bir hal alır. Bunun yerine başkalarını düşündüğünüzü belli ediniz ve onları tanımaya çalışınız. Çok geçmeden bazı ortak değerler elde edeceksiniz. Ortak değerleriniz, ortak varlığınız ve kimliğiniz olur. Zemine bunları koyarsanız asla ezilmezler. Üstüne dilediğiniz kadar kat çıkabilir ve en yüksek hedeflere yol alabilirsiniz.

Bina ediniz: Bir kat iyi niyet, bir kat doğru dürüstlük harcı ile hedeflediğiniz yüksekliğe dek sağlam bir itibar bina ediniz.

Güvenilirliğiniz hazır!

Dedikodu - Tarifli Hisler
O bir sirke ama kendisini bal zannediyor... 

TEST EDELİM!


Ekmekleri tost edelim
Düşmanları dost edelim
Güvenilir biri miyiz
5 soruyla test edelim efendim. 

Artık ne kadar mümkünse...

Yoksa güvenilmez biri miyim?

“Yok canım, ne münasebet?” “Ben bir arkadaşa bakıp çıkacaktım.”

Bu sözleri duyar gibiyim.

Kimse güvenilmez olduğunu düşünmek istemez ve nadiren kendi güvenilirliğinden şüphe eder. Şayet başlıktaki soruyu sorma cesaretini dahi gösterdiyseniz nadide bir insansınız. Tebrik ederim! 

Çevrenizdeki insanların sizin sadece kendi çıkarlarınızı düşünen biri olduğunuzu farz edip etmediklerini hiç merak ettiniz mi? Bunu gelip de size açıkça söylemelerini pek ummayınız. Sizi kendi çıkarını kollayan biri olarak görüyorlarsa onlar da kendi çıkarlarını korumakla meşgul olacaklarından bir güven ilişkisi kurmanız için ilk adımı atacaklarını zannetmiyorum. Üstüne bir de kudret sahibi biriyseniz bunu anlamanız iyiden iyiye güçleşir. Zira çevrenize toplaşan birkaç dalkavuk egonuzu besler ve hakikati görmenize mani olur.

Güvenilmez görülüp görülmediğinizi anlamanın yolu çevrenizi dikkatle gözlemektir. Aşağıdaki mini testi çözerek az da olsa bir fikir edinebilirsiniz. Bakalım bal mısınız, sirke misiniz yoksa zehir mi?

Bal - Tarifli Hisler

Mini Test: 

1. Talepleriniz nasıl karşılanıyor?
    a) Mutsuzlukla ve ilgisizlikle
    b) Hevesle ve ilgiyle
    c) Taleplerime karşı bir direnç var.

2. İnsanlar sizinle nasıl konuşuyorlar? 
    a) Zaman zaman beklemediğim çıkışlar yapıyorlar.
    b) Çekinmeden sohbet edilebilen biriyim.
    c) Mıy mıy, ölgün bir tonda ve az kelimeyle.

3. Hakkınızda konuşulanlarla alakalı sezgileriniz neler? 
    a) Arkamdan konuştuklarını hissediyorum ve sebebini anlamıyorum.
    b) Sezgiye ne hacet, açıkça iletişim kuruyoruz.
    c) Ne söylüyorlarsa kıskançlıklarından söylerler ve umurumda değiller.

4. Size karşı bir olup isyan ederlerse ne yaparsınız? 
    a) Böl ve yönet: Benden şikâyet etmek için bir araya gelmezlerse isyan söner.
    b) Konuşur, anlaşırım. İcap ederse özür diler ve telafi edecek tertipler yaparım.
    c) Bulmuş bunamışların fuzuli hassasiyetleri! Söz dinlerlerse isyana lüzum kalmaz.

5. Benden başka herkes… 
    a) “Diğerleri” olur.
    b) …ile hem farklı hem de benzeriz.
    c) …gerekirse sepetlenir. Biri gelir, biri gider.

Maske - Tarifli Hisler
Maskem olmadan asla! 

A’lar çoğunlukta ise: Sirkesiniz! 

İtimat edilmekten uzak olabilirsiniz. Bu yalnızlığa mahkûm olmadığınızı ve çevrenizin güveni ile gelen bir hayranlığın çok daha tatmin edici bir his olduğunu hatırınızdan çıkarmayınız.

İlk adımı atınız. Siz daima şüphe içinde ve savunma halinde olursanız başkaları size neden güvensin? Karşınızdakine güveninizden bir parça veriniz. Güven size biraz daha büyümüş olarak geri döner. Beraberce kararlar verildikçe, gerekli bilgiler ve kaynaklar paylaşıldıkça taraflar güveni elden ele geçirerek büyütürler.

Kendi değerinizi düşük görmeye ara veriniz ve başkalarını tanımak için çaba gösteriniz. Onlardan farklı olmanız da onlara benzer olmanız da size bir günah gibi gelmesin. Farklarınıza saygı duyarak ve benzerliklerinizi kabul ederek bunlardan güç alabilirsiniz pekâlâ.

Herkese önyargı ile bakmaktan kaçınınız. İnsanları peşinen kötü niyetli kabul etmek fena halde yorucudur.

B’ler çoğunlukta ise: Balsınız! 

Çevrenizde itibar gören birisiniz. Kendi değeriniz konusunda bir gönül eminliği içindesiniz ve bu sebeple egonuz her işinize salça olmuyor.

Kırılmaktan çekinmiyor ve insanlarla yakınlık kurabiliyorsunuz. Kendi çıkarlarınız için başkalarını ezmeye, birilerine üstünlüğünüzü hatırlatmaya ihtiyacınız yok. İnsanların sizi bir hamur gibi şekillendirmesine izin vermiyorsunuz ancak onların ihtiyaçlarına, ilgi alanlarına ve arzu ettiklerine kendi çıkarlarınız kadar önem verdiğiniz oluyor. Hedeflerinize birlik beraberlikle erişiyorsunuz.

Size kalırsa bozulmuş bir güveni tazelemek gayet mümkün. Yanlış anlamaları düzeltmek, kendinizi eleştirmek, özür dileyebilmek ve daha iyisi için kolları sıvamak gibi tatlı mı tatlı vasıflarınız var.

Örümcek Ağı


C’ler çoğunlukta ise: Zehirsiniz! 

Tam bir yalnız savaşçısınız. Sorsak “ben olmadan bunlar bir işi beceremez” dersiniz. Herkes ne kadar da küçük tasalar içinde ve uyuşuk görünüyor değil mi? Adeta her iş size kalmış! Çevrenizin size böyle görünme sebebinin kendi tavırlarınız olabileceğine hiç ihtimal verdiniz mi?

Hâkimiyetin sadece sizde kalması için çabalar, kimseye ihtiyacınız yokmuş gibi bir tutum içine girerseniz ve sorumluluğu delege etmekteki tek niyetiniz başkalarını kendi başarınıza bir vasıta olarak kullanmaksa insanların da size güvenmesini beklemeyiniz. Gayeniz kimseye danışmadan son sözü söyleyen kişi olmaksa zaten güven ilişkisi kurmak peşinde değilsiniz demektir.

Size kötü bir haberim var: Kurduğunuz çoğu ilişki bir ilişki kabuğundan ibaret.

Güven kırıldıktan sonra tarafların halen ilişkilerini sürdürmesi şart ise, ayrı yollara gidemiyorlarsa ilişkilerinin içi boşalır ve geriye bir kabuk kalır; göstermelik bir işbirliği ve sıkı kontrol edilen bir alışverişten mütevellit bir kabuktur bu. Bu kabuğu kulağımıza dayadığımızda okyanus dalgalarının sesini duyabiliriz demek isterdim ama daha ziyade şöyle bir şey duyarız: “Eh…”

Deniz Kabuğu

İnsanlar sandığınızdan çok daha büyük bir potansiyele sahiptir ve en az sizin kadar değerlidir. Onlarla birlik beraberlik kurmak için çaba göstermeyi denediniz mi? Sadece ağzınızla değil hareketlerinizle de "biz" deyiniz. Onları yaftalayıp yaftalayıp rafa kaldırmak yerine tanımak için çaba gösteriniz.

Beraberce bir işe koyulduğunuzda hem herkesin eşsiz vasıflarının hem de ortak güçlerinizin kıymet görmesini sağlayınız. Zannettiğiniz kadar makbul biriyseniz size kendilerini beğendirmek için çırpınacaklar.

İnsanları şımartacağım diye duygusal yakınlaşmadan korkmayınız. Burnunuzu Kaf Dağı'ndan indiriniz. Birini tanımak, ona kulak vermek, hassasiyetlerine alaka göstermek, size kattığı şeyleri kabul etmek, kabiliyetlerini saymak onu onurlandırır, sizi olgunlaştırır ve beraberce mutlu yaşamanızın yolunu açar.

Kız Arkadaşlar

Ortaya karışık: 

Açıkçası pek çoğumuz ne sadece bal, ne sadece sirke ne de safi zehiriz. Şartlara göre bazen biri, bazen diğeri olup duruyoruz. Yine de insan düşünmeden edemiyor: İçlerinde en cazip ve tatlı olanı bal ise neden bal olmayalım?

Afiyet ve sıhhatle kalınız efendim!

**

Çılgın Teyzeniz Paluze Pekmez Facebook ve Twitter’da da sizlerle!  

> Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...