Sizlere domatesi, biberi, patlıcanı değil, hisleri pişirip taşırdığımız ve bazen de ölçüyü kaçırdığımız Tarifli Hisler mutfağından sesleniyorum. Bugünkü yazımızın konusu şişmanlık lakırdısı ve devaları.
Şişmanlık lakırdısının sağlıksız bir kiloda olup olmadığınızla neredeyse hiç ilgisi yok. Sıhhatiniz ve kaç beden giydiğiniz onu ilgilendirmiyor. Çeşitli düşünceler ve hisler vasıtasıyla insanın içini şişirmekte ve hayatı tatsız hale getirmekte. Biz farkında olmadan sağlıksız davranışlarımızı tetikliyor. Hayatımızın hemen her alanında üstümüze bir ağırlık çökmesine sebep oluyor. Aşırı yemeye, egzersizden kaçınmaya ve zehirli münasebetlere rıza göstermeye meylimizi arttırıyor.
![]() |
| Sıhhat, daha çok sıhhat! |
Amerikalıların son zamanlarda adını koyduğu bir konuşma şekli: Fat Talk. Kendi tercümem ile şişmanlık lakırdısı dediğim bu davranış, suçluluk ve değersizlik hissi bakımından oldukça zengin bir yapıda görünüyor.
Şişmanlık Lakırdısı Nasıl Yapılır?
Kilonuzdan memnuniyetsizliğinizi bedeninizi hor görerek yüksek sesle kaynatınız.
“Yine şiştim! Şu parmaklarıma bak, dolma gibi!”
“Hiç de bile, ellerin çok güzel. Bana baksana, ne yesem kalçaya gidiyor!”
Farkında bile değilim…
Bu tarz konuşmalarla ve düşüncelerle dolu olduğunuzu fark etmeyebilirsiniz. Ama aileniz ve çevrenizdekiler sizi işitiyor. Sözleriniz onların da ruhuna, hislerine ve sıhhatlerine kötü geliyor olabilir. Şişmanlık lakırdısı sınır tanımaz. Bir bakmışsınız işinize, şahsiyetinize, bedeninize ve çevrenize zarar vermiş.
Şişmanlık Lakırdısına Karşı Tedbirler:
1. Şişmanlık lakırdısı kanaatlerden doğuyor ve sonra da doğduğu kanaatleri besliyor. Bu bir devridaim. İlk tedbirimiz, bir kelime avına çıkmak. Kelime avı için gerekenler, ağzınız ve onun ne dediğini işiten kulaklar. Size fena tesir edecek kelimelerinizi yakalayıveriniz ve cümleyi baştan kurmayı deneyiniz. Gerçeğe uygun ve lehte kelimelerle yeni cümleler kurarsanız zihniniz söz dinleyecek, ona uygun kanaatler üretecek.
2. Bedeninizi başkaları ile kıyas etmeyiniz. Onunla yapabildiklerinizi takdir ediniz.
3. Baktınız şişmanlık lakırdısı kapıyı çalıyor, evde yokmuş gibi yapınız. İlk fırsatta keyifli bir yürüyüşe çıkarak veya işinize gücünüze bakarak onu kapıda ağaç ediniz.
4. Arkadaşlarınızın önünde ve bilhassa ama bilhassa çocukların önünde kendinizi kötülediğiniz bu tip lakırdılar etmeyiniz.
İyi diyorsun, hoş diyorsun da…
Ağzım sussa içim susmaz diye düşünüyor olabilirsiniz. Ya da belki “Ben sussam başkaları susmaz” diye dertlendiniz. Ah, bilmez miyim… Peki, böyle bir durumda ne yapılabilir?
Baştan ele almak…
Hayattaki tecrübelerimiz, başımıza gelen şeylerden ibaret değildir, bizim dikkatimizi neye verdiğimiz ile ilgilidir. Bize hayatı kafi ölçüde öğrettiler, aferin herkese. Ama hayat hakkında, daima başkalarının öğrettikleri ve söyledikleri ile yetinirsek saate bağlı yaşayan bir guguk kuşu ne kadar renkli yaşıyorsa ancak o kadar renkli yaşarız. Dikkatimizi sadece bize eskiden beri aşılanan fikirlere verirsek tekrar, tekrar ve tekrar aynı şeyleri tecrübe ederiz. Bunun yerine, “yeni” düşününüz. Bakalım siz mi tecrübelerinizi şekillendireceksiniz, tecrübeleriniz mi sizi?
Farkında olmanın farkı…
Farkında olmak nedir? Efendim farkında olmak ego sizi her dürttüğünde haydi hoppa dememektir.
Ego, dış dünyanın üzerimizde tam bir hakimiyeti olduğunu söyler. Üstümüze atılan “madem öyle”lere birer “işte böyle” fırlatmamız için cephanemizi dolu tutar. Çaresizlik ve kurbanlık hislerini beslercesine “Ya ne yapsaydım?” der durur. Arada da bizi “Sen kendini ne zannediyorsun? Ağır ol bakalım, boş hayaller kurma.” gibi sözlerle hizaya sokar.
![]() |
| Nefes alabiliyormuşum gibi çek panpa. |
Böylece bizi dünyadan ayırır ve hayatta kalmamızı, kendimizi korumamızı güya kolaylaştırır. Esasen yaptığı en temel iş, biz dış tesirler karşısında duvarlar örerken ürettiğimiz korkuları, kıskançlıkları ve hıncı içeride çıtır çıtır yemektir efendim.
Şimdi böyle tarif edince biraz şey gibi oldu ama aslen egonun tek başına hiçbir kudreti bulunmaz. Biz ne sebep meydana getirirsek onun sonucuna göre hareket eder.
Hani bazen egodan kurtulmak falan diyorlar ya… İtirazım var! Ego her mutfakta mutlaka bulunması icap eden bir malzemedir. Neden onu pencereden atacakmışız? Bunun yerine, pis pis konuşmaya başladığında dikkatimizi ondan alıp başka yere toplasak ya?
Bunu yapmak için geçenlerde bir yol öğrendim. Korkular, suçluluk hissi gibi tatsız duygular kabardığında onları dikkatle izliyorum. İzleyen göz olmayı onlarla beraberce pişmeye tercih ediyorum. Arada ben de tencereye düşüyorum gerçi. O kadar olur, acemilik. Neticede, o bulamaca yapışıp kalmıyorum. İzliyorum ve öğreniyorum. Sonra da öğrendiklerim ışığında, başımı başka yöne çeviriyorum ve sonuç vermesini istediğim düşünceler ile haşır neşir oluyorum. Şu ana dek iyi netice aldım. Tavsiye ederim, haydi hayırlısı…
Suçluluk Hissi:
Suçluluk hissinin bahsedeceğim türü, içinizden gizli gizli şişmanlık lakırdısı ettiğinizde meydana çıkar. Çevrenizin yarattığı ulaşılmaz ve mükemmeliyetçi kriterlere uygun olmadığınız için kendinizi ayıplamanızla elde edilir. İnsan öyle enteresandır ki başkasına gösterdiği nezaket ve anlayışı çoğu zaman kendine göstermez. Vücudu hakkında ağza alınmayacak sertlikte tenkitlerde bulunur.
Belki şimdi bazınız der ki: “Ama biraz suçluluk iyidir. Kendimizi pamuklara saralım da oburluk mu edelim?” Şayet suçluluk hayırlı bir nane olsa idi bizi üretken yapar, hayatımıza bereket ve mutluluk katardı. Bakın bakalım, öyle bir marifeti hiç göstermiş mi?
![]() |
| O son bisküviyi yemeyecektim Cemil! |
Yemek yüzünden sık sık suçluluk hissediyor musunuz? Bu, sizi kısır ve azap verici bir çembere hapsetmiş olabilir mi? Suçluluk ve kendini ayıplama, insanın özgüvenini harap etmesine hizmet eder. İşte bütün marifeti budur. Bir zaman kaybıdır ve onu hissederek harcadığınız zamanda yapabileceğiniz diğer faydalı işlere mani olur.
Vallahi bırakıyorum!
Suçluluğun önüne geçmek kelime avına çıkmaktan daha çetindir. Zira kendisi sinsi sinsi içeride gezer. Yarısını yakalayıp yarısını kaçırsanız bile fevkalade ferahlarsınız. Bunu düşünerek cesaret toplayınız.
Bir tatlı yediniz diye obez olmazsınız.
Karnınızın çok acıkmış olması günah değildir.
Keyifli bir akşam yemeği geçirdiğiniz için kötü biri değilsiniz.
Şişmanlık Lakırdısına Deva Önerileri:
1. Merhaba, ben 38 beden.
Dış yüzünüz, neden şahsınızın büyük bir parçası olsun? Biri ile tanışınca, “Merhaba, ben Falanca.” demek yerine, “Merhaba, far rengim büyülü morcivert ve şu kadar kiloyum!” der misiniz? Kendinizi sadece dışınız ile tarif etmeyiniz. Dikkatinizi daha ziyade içinizdekilere çevirmekte fayda vardır. Huylarımız mevzubahis olduğunda kendimizi pek hoş tarif ederiz. “Ben iyi bir arkadaşım” deriz, “Çalışkanım, anlayışlıyım, espriliyim…” Keyfiniz biraz yerine gelince başkalarına da iltifatlar saçınız. “Teşekkürler, çok yardımın dokundu.” “Ne kadar düşüncelisin.” Yüzler aydınlandıkça siz de ışıl ışıl olursunuz.
2. “Seni yakaladım! Şimdi sakin ol ve o şişmanlık lakırdısını yere bırak dostum!”
Kadınlar arasında bağ kurmak için şişmanlık lakırdısını kullanmaktan bıktıysanız tavır değişikliğinizi arkadaşlarınızla paylaşınız. Onların da aklına yattıysa, dış görünüşünüzü hor gören kelimeleri sohbetlerinizden çıkarmak için yardımlaşınız.
Mağazaların deneme kabinleri önünde beş dakika dikilmek bile insanın ruhunu öldürür. Hele ki iki arkadaş kabinler arasından birbirleri ile laflıyorsa. Yahu, biz kadınlar kendimizi ne feci tarif ediyoruz.
Birinci Arkadaş: “Öfff, yine şu basenlerim yüzünden hiçbir pantolon olmuyor! Kendimden bıktım!”
İkinci arkadaş: “Ya sorma, benim de her denediğimin paçaları uzun geldi. Ya çok kısayım ya da şişko!”
İşte bulaşıcı bir şişmanlık lakırdısı ile yakınlık kuran kadınlar. Aynada kendilerini pek çirkin görmeyi becerdiler. Artık buradan çıkıp arzu ettikleri bir yeme bozukluğuna doğru koşabilirler.
Acaba vücutları hakkında sahiden söyledikleri gibi mi hissediyorlar? Yoksa kendilerinden beklenenin bu olduğunu düşünüyor ve hoşlarına gitmese de bunu yapıyorlar mı?
Kendine güveni yerinde kadınlara karşı tutumumuz umumiyetle tuhaftır. Bilhassa bu güvenleri bedenleri ile alakalı ise. Pek çoklarımız onların küstah olduğunu zannetme hatasına düşeriz.
Erkekler de kendi aralarında yeterince iri veya kaslı olmamak hakkında konuşarak, şişmanlık lakırdısından geri kalmayan, kendini hor görücü sözler sarf etmekteler. Bir siz eksiktiniz.
![]() |
| Bir Biskolata Erkeğinin Atası |
Birinci Kız: “Şu pastayı niye yedim ya? Fil gibiyim!”
Tercümesi: Teselli edilmek istiyorum, kabul görmeye ve bir iltifata ihtiyacım var.
İkinci Kız: “Saçmalama, senin kilon iyi. Esas sen benim şu göbeğime bak!”
Tercümesi: Seninle denk noktalarda duruyoruz. Seni evetleyecek dost benim. Kendimi dövmek pahasına…
Bu diyalog size tanıdık geldi mi? Yani, ne desin ikinci kız? Ay valla sana geçmiş olsun, ayva göbeğimin güzelliğine azıcık bak da moralin düzelsin mi desin?
Bir dahaki sefere kendinizi hoş kelimelerle tarif etmek için anlaşınız veya konuşmanın gidişatını değiştirebilirsiniz.
Az önce bahsettiğim, deneme kabinlerinde laflayan o arkadaşlara seslenmek istiyorum: Denediğiniz pantolonlar sizi tanımıyor yavrularım. Tanısalar şüphem yok ki sevecekler. Siz onlara uymaya mecbur değilsiniz. Ama pantolonlar size uymalıdır.
3. İçimizdeki Çocuk:
Vücudunuz hakkınızda söylediğiniz fena sözleri sevdiğiniz birine veya bir çocuğa söyler misiniz? Kendi çocukluk halinizi düşününüz, diyelim karşınızda duruyor. Size içtenlikle sarılıp masum gözleriyle bakıyor. Ya da dişleri eksik ağzıyla tatlı tatlı gülüyor. Onun bu tip lakırdılara ihtiyacı var mı? Ona saçlarının yeterince parlak olmadığını, dişlerindeki gediklerden utanması gerektiğini, ellerinin yeterince zarif olmadığını söyler misiniz? Elbette yapmazsınız, bu canavarlık! Üstelik çocuk bu sözlere inanırsa bir trajedi olur. O zaman neden kendinize de aynı şefkati göstermeyesiniz?
İç sesinizin zalimce çıktığını fark ettiğinizde gözlerinizi yumup içinizdeki çocuğu görene dek bekleyiniz. O sizin her söylediğinizi duyuyor. Hangi düşüncelerinize önem vermesini istersiniz? Sözünüzü dinlemek için can atıyor. Hangi sözlerinizi dinlemesini istersiniz? Sizce o, nasıl bir hayata layık?
İşte bizlere düşünecek bir şey daha.
Afiyet ve sıhhatle kalınız efendim.
**
Çılgın Teyzeniz Paluze Pekmez Facebook ve Twitter’da da sizlerle!








Hiç yorum yok:
Yorum Gönder