Romantik komedilerde öyle kolay kolay karşı tarafa evet denmez. Biri sarhoş olup diğerinin kollarına atlasa dahi aralarında bir şey olmaz. Aşk asla altın tepside öylece sunulmaz. Zira mutlu mesut sevgililer olmayı engelleyecek kuvvetli bir neden olmazsa ortada anlatacak bir hikâye kalmaz. Bu nedenle romantik komediler aşkı muhakkak çekişmelerle başlayan veyahut destansı çabalarla elde edilen bir şey olarak sunmak mecburiyetindedir. Bu tutum gerçek hayatta da aşkın fena halde güç olması gerektiği yanılgısını meydana getirir.
![]() |
| Yırtarım kendimi ortadan ikiye! |
Sevgili olacaklar mı olmayacaklar mı?
Bazı romantik komediler ilk öpücüğü veyahut sevgi sözcüğünü ertelemeyi o denli abartırlar ki bütün bir filme bir “olacak mı olmayacak mı?” tansiyonu hâkim olur. Kendi romantik komedinizin de böyle olmasını arzu ederseniz şunu hatırınızdan çıkarmayınız: “olacak mı olmayacak mı” çiftlerinde kadın bir biçimde erkekten daha üstün, baskın, kararlı olmak gibi vasıflara sahiptir. Patronudur, efendim ne bileyim ondan daha hazır cevaptır, daha olgundur… Zira kadın erkeğin yanında bir hayat çömezi gibi kalır ise ilişkileri abi kardeş ilişkisine dönüşüverir, tutku pencereden uçup gider ve bir daha hiç kimse onları birbirine yakıştırmaz. Sevgi ifadesini erteleme süresinin uzunluğu kadının öldürmeyen ancak süründüren naz kuvveti ve erkekle sivri bir üslupla söz sataştırma kuvveti ile doğru orantılıdır. Bu malzeme eğlenceli bir tercihtir ancak romantik komedinizde tansiyon yaratmak isterken sevgilinizi başkasına kaptırıvermeyiniz.
Zıtlar birbirini çeker…
Taraflardan biri kariyerine çok bağlı, hırslı biriyse diğeri hayatın tadını çıkartacağım diye serserilik peşindedir. Artık filmin sonunda müstakbel sevgilinizle müşterek bir noktada buluşursunuz. Birinizin yaşam tarzını ve hedeflerini aşk uğruna tamamen terk etmesini lazım eden uzlaşmaz zıtlıklar da yaşayabilirsiniz.
Sınıf farkı, kültür farkı, ilgi alanı farkı derken yine zıtların çekimini yaratmak ve kavuşmaya yeterli bir süre mâni olmak için fiziksel uyumsuzlukları da konu edebilirsiniz. Burada mühim olan fiziksel uyumsuzlukların yaşam tercihleri ile alakalı bir çatışma yaratmasıdır. Boy farkı gibi yaşam tarzından bağımsız fiziksel zıtlıklar ana karakterlere engel olmak için fazla hafif kalır ancak rahatlıkla yan karakterlerde bir komedi öğesi olarak kullanılabilir.
Didişmeye doymayın!
Kız oğlanın tam bir eşek olduğunu mu düşünüyor? Oğlan kızı fazla katı ve yapmacık mı buluyor? İkisi de ayrı dünyaların insanları mı? O halde bir romantik komedi için tek yapmaları gereken işi gücü bırakıp birbirleriyle didişmeleridir. Bu malzemeyi seçtiyseniz her şey çığırından çıkana dek didişip hemen ardından öpüşünüz. Saçmalayan kişiyi öperek susturmak – kısa bakışma – öpülenin daha ateşli bir öpücükle karşılık vermesi yolundan gidebilirsiniz. Ya da biriniz didişmenin dozunu kaçırmaktan ötürü pişmanlık duyunuz ve nefretinizi ani bir manevra ile şefkate dönüştürünüz.
Bastırılmış olan romantik ilgi bir türlü su yüzüne çıkmıyor mu? Müstakbel sevgilinizi güzelce fırçalayınız.
“Senin derdin ne biliyor musun Bayan Her Kimsen? Sen bir ödleksin, cesaretin yok. Elini taşın altına koyup şöyle diyemiyorsun: "Pekâlâ, hayatta insanlar âşık olur, sahiden birbirlerine ait olurlar çünkü birinin hakiki mutluluğa sahip olması ancak böyle mümkündür.” Kendine özgür bir ruh diyorsun, “vahşi bir şey” ve birisi seni kafesleyecek diye ödün kopuyor. Eh yavrum, sen zaten bir kafese düşmüşsün. Onu kendin inşa etmişsin. Üstelik bu kafesin sınırları batıda Tulip, Teksas’ta ve doğuda Somali’de sona ermiyor. Gittiğin her yerde. Çünkü nereye kaçarsan kaç, daima kendinle rastlaşacaksın. “ – Paul Varjak, Breakfast at Tiffany's (Çılgınlar Kraliçesi filminden)
Zıtlaşmanın süresi:
Kesin süre olmamakla beraber şunu tavsiye ederim: 20 dakika ile yarım saatlik film malzemesi derleyene dek sevdiğinizle didişiniz, sonra film zamanıyla yaklaşık 40 – 50 dakika kadar kabukları kırarak yakınlaşıp neticede incininiz. Sonunda ise birbirinizi hak ederek kavuşunuz.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder